GİRİŞ
Milletlerarası tahkim, taraflara sunduğu esneklik, uzmanlık ve nötr bir yargılama zemini (özellikle taraflardan birinin devletin idari bir birimi olduğu uyuşmazlıklarda) vaadiyle günümüzde ticari uyuşmazlıkların çözümünde birincil yöntem haline gelmiştir. Ancak tahkim yargılamasının başarısı, sadece nihai kararın adil olmasına değil, aynı zamanda yargılama sürecinin öngörülebilir, düzenli ve denetlenebilir bir usulde yürütülmesine bağlıdır.
Bu usuli düzenin sağlanmasında, tahkim kurumlarının geliştirdiği kurallar ve mekanizmalar belirleyici bir rol oynamaktadır. Dünyanın en köklü ve yaygın tahkim kurumlarından biri olan Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce – “ICC”), tahkim pratiğine kazandırdığı özgün enstrümanlarla bu alanda öncü bir konumdadır. Bu enstrümanların başında, ICC tahkim usulünün en karakteristik ve ayırt edici özelliği olan “Görev Belgesi” (Terms of Reference) gelmektedir.
Görev belgesi, hakem heyetinin dosyayı Sekretarya’dan devralmasını müteakip tarafların en güncel beyanlarını da dikkate alarak hazırladığı ; tarafların iddia ve savunmalarının özetini içeren, uyuşmazlığın çerçevesini çizen ve hakemlerin görev ile yetki sınırlarını belirleyen, hem taraflar hem de hakemlerce imzalanan kurucu bir usul belgesidir. Bu belgenin tarihsel kökeni, 1920’li yıllarda Fransız hukukunun gelecekte doğacak uyuşmazlıklar için yapılan tahkim anlaşmalarına (clause compromissoire) izin vermemesi nedeniyle, uyuşmazlık doğduktan sonra iradeleri birleştiren yeni bir tahkim sözleşmesi (compromis) yapma zorunluluğunu aşmak amacıyla 1922 tarihli ICC Tahkim Kuralları’na dahil edilmesine dayanmaktadır.
Bununla birlikte, görev belgesi uygulaması doktrinde ve pratikte çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Belgenin hazırlanmasının zaman ve maliyet kaybına yol açtığı yönündeki eleştirilerin yanı sıra; belgenin hukuki niteliği, asıl tahkim anlaşması ile olan ilişkisi ve tarafların bu belgeyi imzalarken sahip olmaları gereken yetkinin kapsamı gibi hususlar hukuk dünyasında hararetli tartışmalara konu olmaktadır. Özellikle Türk hukukunda Yargıtay’ın, görev belgesini imzalayan vekillerde “tahkim anlaşması yapma özel yetkisi” araması ve görev belgesinin asıl sözleşmeyi değiştirme gücünü sınırlı yorumlaması, konunun Türk tahkim hukuku açısından da ayrıca incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı; ICC Tahkim Kuralları ve bu kurallardan esinlenerek hazırlanan 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) sistematiği içerisinde görev belgesinin teorik ve pratik boyutlarını kapsamlı bir şekilde analiz etmektir. Çalışmada sadece mevzuat hükümleri ve kurallar incelenmekle yetinilmeyecek, aynı zamanda uygulamanın içinden gelen sorunlar, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüş ayrılıkları da ele alınacaktır.
Bu kapsamda çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; görev belgesinin tanımı, tarihsel gelişimi ve tahkim yargılamasındaki yeri incelenecektir. İkinci bölümde; belgenin içeriğinde yer alması gereken zorunlu ve ihtiyari unsurlar ile hazırlanma usulü detaylandırılacaktır. Üçüncü bölümde; çalışmanın en kritik noktalarından biri olan imza süreci, vekillerin yetkisi ve imza eksikliğinin giderilmesi yolları mercek altına alınacaktır. Dördüncü ve son bölümde ise; görev belgesinin hukuki niteliği, asıl tahkim anlaşması ile çatışması durumunda hangi belgenin üstün tutulacağı ve belgenin düzenlenmesine bağlanan hukuki sonuçlar (özellikle iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı) tartışmalı yönleriyle birlikte irdelenecektir.
BİRİNCİ BÖLÜM
MİLLETLERARASI TAHKİMDE GÖREV BELGESİ KAVRAMI VE TARİHSEL GELİŞİM
- GÖREV BELGESİ KAVRAMI VE TANIMI
1.1.1. Genel Olarak Görev Belgesi (Terms of Reference)
Milletlerarası tahkim hukukunda, özellikle Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce – “ICC”) tahkim uygulamasının karakteristik bir unsuru olarak ortaya çıkan ve zamanla diğer bazı tahkim kuralları ile ulusal kanunlara da sirayet eden “Görev Belgesi” (Terms of Reference / Acte de Mission); uyuşmazlığı çözecek olan hakem veya hakem heyetinin dosya kendisine havale edildikten sonra, tarafların da katılımıyla hazırladığı ve yargılamanın çerçevesini çizen kurucu bir belgedir.
Görev belgesi, en genel tanımıyla; hakem heyetinin dosyayı teslim almasını müteakip, dosyadaki belgelere dayanarak veya tarafların huzurunda, onların en son beyanlarını da dikkate alarak hazırladığı, hem taraflarca hem de hakemlerce imzalanan ve hakemlerin görev sınırlarını belirleyen usuli bir işlemdir. Bu belge, tahkim yargılamasının başında taraflar ile hakemleri bir araya getiren, uyuşmazlığın esasını ve yargılama usulünü somutlaştıran bir mutabakat metni niteliği taşımaktadır.
Doktrinde görev belgesi, tahkim yargılaması sürecinin yönetimini sağlayan ve hakemlerin yetkilerinin kapsamını ve sınırlarını belirleyen hayati bir araç olarak nitelendirilmektedir. Zira bu belge ile tarafların kimlikleri, tebligat adresleri, iddia ve savunmalarının özeti, talepleri, uyuşmazlığın tanımı, tahkim yeri, tahkim dili ve uygulanacak usul kuralları gibi yargılamanın omurgasını oluşturan hususlar kayıt altına alınmaktadır. Böylece, yargılamanın henüz başında belirsizlikler giderilmekte ve tarafların üzerinde anlaştığı bir “yargılama anayasası” oluşturulmaktadır.
Görev belgesinin düzenlenmesi, ICC Tahkim Kuralları uyarınca zorunlu bir prosedürdür. Bu zorunluluk, ICC tahkimini diğer kurumsal tahkim mekanizmalarından ayıran en belirgin özelliklerden biridir. Zira her ne kadar giriş bölümünde tahkimin esnekliğinden bahsetmiş olsak da söz konusu zorunluluk ilgili esnekliği kaldırdığı için öğretide eleştirilmektedir. Türk hukukunda ise, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) m. 10/E hükmü ile görev belgesi kurumu iç hukukumuza kazandırılmıştır. Ancak ICC uygulamasından farklı olarak MTK, tarafların aksini kararlaştırması halinde görev belgesi düzenlenmemesine imkan tanımıştır.
Özetle görev belgesi; tahkim yargılamasının seyrini belirleyen, hakemlerin yetki alanını çizen ve nihai kararın (hakem kararının) hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan, tarafların ve hakemlerin ortak iradesini yansıtan temel bir usul belgesidir.
- GÖREV BELGESİNİN TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları, uluslararası ticaretin değişen dinamiklerine ve uygulamanın pratik ihtiyaçlarına cevap verebilmek amacıyla tarihsel süreç içerisinde birçok kez revize edilmiştir.
Görev belgesinin tarihsel kökenine inildiğinde, bu belgenin salt bir usul kuralı ihdas etmek amacıyla değil, dönemin hukuk sistemlerinin tahkime bakış açısındaki katılıkları aşmak ve tahkim anlaşmalarının geçerliliğini teminat altına almak gibi bir zorunluluktan doğduğu görülmektedir.
ICC Tahkim Divanı’nın kurulduğu 1923 yılından hemen önce kabul edilen 1922 tarihli Kurallar ile başlayan bu süreç; 1955, 1975, 1998, 2012, 2017 ve son olarak 2021 yıllarında yapılan değişikliklerle günümüzdeki modern halini almıştır. Bu tarihsel gelişim, görev belgesinin “bir geçerlilik şartı” olmaktan çıkıp, “yargılamayı yönetme ve planlama aracı”na dönüşmesinin sürecidir.
1.2.1. 1922 Tarihli ICC Tahkim Kuralları ve “Tevdii Formu”
Görev belgesinin (1922 dönemindeki adıyla “Tevdii Formu” / Form of Submission) tahkim dünyasına girişi, 1922 tarihli ICC Tahkim Kuralları’nın 34. maddesi ile gerçekleşmiştir. Bu düzenlemenin temelinde, ICC’nin merkezinin bulunduğu Fransa’nın o dönemki usul kanunlarının tahkim anlaşmalarına yaklaşımı yatmaktadır.
1920’li yıllarda Fransız hukuku ve Kıta Avrupası’ndaki birçok hukuk sistemi, tarafların henüz bir uyuşmazlık doğmadan önce yaptıkları tahkim anlaşmalarını (clause compromissoire) geçerli kabul etmemekteydi. Bu hukuk sistemlerine göre, bir uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülebilmesi için, uyuşmazlık doğduktan sonra tarafların iradelerini birleştirdikleri özel bir sözleşmenin (compromis) yapılması zorunluydu.
1922 Kuralları’nın 34. maddesi uyarınca düzenlenen bu belgeye “görev belgesi” denilmemiş, “tevdii formu” (form of submission) adı verilmiştir. Düzenlemeye göre; hakem veya hakemlerin atanmasından sonra ICC Sekretaryası; tarafların ve hakemlerin isimlerini, tahkim konusunu, tahkim yerini ve tarafların iddialarının özetini içeren bir form hazırlamakta ve bunu imzalamaları için taraflara göndermekteydi.
Bu ilk düzenlemenin günümüzdeki uygulamadan en belirgin farkı, belgenin hazırlanma görevinin hakemlere değil, ICC Sekretaryası’na verilmiş olmasıdır. Sekretarya tarafından hazırlanan bu belge, tarafların imzasına sunulmakta, taraflardan birinin imzadan imtina etmesi durumunda ise Divan’ın kararıyla yargılamaya devam edilebilmekteydi. Ancak belgenin hakemler yerine idari bir birim olan Sekretarya tarafından hazırlanması, hakemlerin dosyanın esasına ve uyuşmazlığın detaylarına yargılamanın başında vakıf olmalarını engellediği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bu eleştiriler, ilerleyen yıllarda yapılacak değişikliklerin de zeminini hazırlamıştır.
Özetle, 1922 düzenlemesindeki “Tevdii Formu”, günümüzdeki görev belgesinin ilkel bir formu olmakla birlikte; temel amacı yargılamayı organize etmekten ziyade, tahkim anlaşmasının ulusal mahkemeler nezdinde iptal edilmesini önlemek ve compromis şartını yerine getirmekti.
1.2.2. 1955, 1975 ve 1998 Tarihli Değişiklikler ve Modern Anlamda Görev Belgesi
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları, uluslararası ticaretin dinamik yapısına ve tahkim kullanıcılarının değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek adına periyodik revizyonlara tabi tutulmuştur. Bu revizyonlar içerisinde görev belgesinin geçirdiği evrim, belgenin sadece bir şekil şartı olmaktan çıkıp yargılamanın omurgasını oluşturan temel bir usul aracı haline gelmesini sağlamıştır.
1955 Tarihli Değişiklikler: Modern “Görev Belgesi”nin Doğuşu
1 Haziran 1955 tarihinde yürürlüğe giren ICC Tahkim Kuralları, görev belgesi açısından devrim niteliğinde yenilikler getirmiştir. İlk ve en önemli değişiklik terminolojide yaşanmış; 1922 Kuralları’nda “tevdii formu” (form of submission) olarak adlandırılan belge, bu tarihten itibaren “Görev Belgesi” (Terms of Reference / Acte de Mission) adını almıştır.
1955 revizyonunun getirdiği en köklü yapısal değişiklik, belgenin hazırlanma sorumluluğunun idari bir birim olan ICC Sekretaryası’ndan alınarak, uyuşmazlığı çözecek olan hakem veya hakem heyetine devredilmesidir. Bu değişiklik, hakemlerin henüz yargılamanın başında dosyaya, tarafların iddialarına ve uyuşmazlığın esasına vakıf olmalarını sağlama amacı gütmüştür.
Bununla birlikte, 1955 Kuralları’nda, hakemler tarafından hazırlanan ve taraflarca imzalanan görev belgesinin yürürlüğe girebilmesi için ayrıca ICC Tahkim Divanı (“Divan”) tarafından onaylanması zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca bu dönemde, taraflardan birinin belgeyi imzalamaktan kaçınması durumunda hakeme imza eksikliğini tamamlaması için süre tanınacağı belirtilmiş, ancak bu durumun yargılamayı durdurmayacağı ilkesi benimsenmiştir.
1975 Tarihli Değişiklikler: Otonominin Güçlenmesi
1975 yılında yapılan revizyon, görev belgesinin bürokratik yükünü hafifletmeyi ve tahkim sürecini hızlandırmayı hedeflemiştir. Bu dönemde getirilen en önemli değişiklik, görev belgesinin Divan tarafından “onaylanması” zorunluluğunun kaldırılmasıdır. Böylece Divan’ın yargılama sürecine müdahalesi azaltılmış, hakemlerin ve tarafların iradesi ön plana çıkarılmıştır. Ancak Divan, taraflardan birinin imzadan imtina etmesi durumunda devreye girerek belgeyi onaylama yetkisini muhafaza etmiştir.
1975 Kuralları’nın getirdiği bir diğer yenilik, tarafların uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuku görev belgesinde kararlaştırabilmelerine imkan tanınmasıdır. Ayrıca, görev belgesinin hazırlanması ile hakemlerin karar verme süresi arasında kurulan bağ netleştirilmiş; hakemlerin dosyayı teslim almalarından itibaren iki ay içinde görev belgesini hazırlamaları ve belgenin imzalanmasından itibaren altı ay içinde nihai kararı vermeleri öngörülmüştür.
1998 Tarihli Değişiklikler: Esneklik ve Usuli Zaman Çizelgesi
1998 Tarihli ICC Tahkim Kuralları (m. 18), görev belgesini günümüzdeki modern ve esnek yapısına kavuşturan en kapsamlı düzenlemeyi getirmiştir. Bu revizyonun en dikkat çekici yönü, hakemlere tanınan geniş takdir yetkisidir. Önceki kurallarda “karara bağlanacak hususların” görev belgesinde listelenmesi zorunlu iken; 1998 Kuralları ile hakem heyetine, “uygun görmemesi halinde” bu listeye yer vermeme yetkisi tanınmıştır. Bu esneklik, özellikle karmaşık davalarda uyuşmazlığın tanımı konusunda taraflar arasında çıkan ve yargılamayı kilitleyen tartışmaların önüne geçilmesi amacıyla getirilmiştir.
1998 tarihli MTO Tahkim Kuralları revizyonu ile getirilen devrim niteliğindeki yeniliklerden biri, görev belgesine ek olarak müstakil bir doküman mahiyetinde “Geçici İş Programı” (Provisional Timetable) hazırlanması zorunluluğunun kabul edilmesidir. Bu düzenleme uyarınca hakem heyeti, görev belgesinin düzenlenmesi aşamasında veya hemen sonrasında taraflarla istişare ederek tahkimin yürütülmesini takip etmek amacıyla usuli bir zaman çizelgesi hazırlamakla yükümlü kılınmıştır. Söz konusu programın temel amacı, görev belgesinin çizdiği statik çerçeveyi, yargılamanın dinamik akışını planlayan bir takvimle desteklemek suretiyle usul ekonomisine hizmet etmek ve tahkim süresinin efektif bir şekilde kullanılmasını temin etmektir. Bu mekanizma sayesinde hakemlerin dosyayı sevk ve idare yetkisi güçlendirilmiş, yargılama aşamalarının öngörülebilirliği artırılarak hakem kararının makul sürede verilmesi kolaylaştırılmıştır.
Ayrıca, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına ilişkin kural da bu dönemde esnetilmiştir. Görev belgesinin imzalanmasından sonra yeni taleplerin ileri sürülmesi kural olarak yasaklanmakla birlikte; hakem heyetine, yeni talebin niteliğini, tahkimin aşamasını ve diğer ilgili durumları dikkate alarak bu talebin ileri sürülmesine izin verme yetkisi tanınmıştır.
Sonuç olarak; 1922’de bir “geçerlilik şartı” olarak doğan belge, 1955’te hakemlerin kontrolüne geçmiş, 1975’te Divan’ın vesayetinden kurtulmuş ve 1998’de usuli zaman çizelgesi ile desteklenerek modern bir “yargılama yönetim aracı”na dönüşmüştür.
1.2.3. 2012, 2017 ve 2021 ICC Kuralları Işığında Güncel Durum
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC), tahkim prosedürünün hantallaştığı ve maliyetli hale geldiği yönündeki küresel eleştirileri dikkate alarak, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Tahkim Kuralları’nda (“Kurallar”) birbirini takip eden ve evrimsel nitelik taşıyan önemli değişikliklere gitmiştir. 2012, 2017 ve son olarak 2021 yıllarında yapılan bu revizyonlar, görev belgesinin temel fonksiyonunu korumakla birlikte, hazırlanma usulünü ve yargılama içindeki konumunu “hız” ve “etkinlik” prensipleri çerçevesinde yeniden şekillendirmiştir.
2012 ICC Kuralları: Dava Yönetimi ile Entegrasyon
1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe giren Kurallar, görev belgesini yalıtılmış bir belge olmaktan çıkarıp, dinamik bir yargılama yönetimi sürecinin parçası haline getirmiştir. 1998 Kuralları’nda ayrı bir madde olarak düzenlenen usuli zaman çizelgesi ve dava yönetimi, 2012 Kuralları ile daha sistematik bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu dönemde görev belgesine ilişkin düzenlemeler 23. maddede toplanmış; daha önce 19. maddede yer alan “yeni iddia ve savunmaların genişletilmesi yasağı” da 23. maddenin 4. fıkrasına taşınarak belgenin bütünlüğü sağlanmıştır.
2017 ICC Kuralları: Hızlanma ve Seri Yargılama İstisnası
Görev belgesi açısından bu dönemin en çarpıcı değişikliği, belgenin hazırlanması için hakem heyetine tanınan sürenin kısaltılmasıdır. Önceki kurallarda dosyanın hakemlere havalesinden itibaren “iki ay” olan süre, 2017 Kuralları (m. 23/2) ile “30 gün”e indirilmiştir. Bu değişiklik, tarafların ve hakemlerin uyuşmazlığın esasına bir an önce odaklanmalarını sağlama ve “zaman kaybı” eleştirilerini bertaraf etme amacını taşımaktadır.
Ancak 2017 Kuralları’nın görev belgesine getirdiği en büyük istisna, “Seri Yargılama Usulü Kuralları”nın (Expedited Procedure Rules) kabul edilmesidir. Kuralların VI. Eki’nde düzenlenen bu usule göre; belirli bir meblağın altındaki (güncel kuralda 3 milyon ABD Doları) uyuşmazlıklarda veya tarafların anlaşması halinde, görev belgesi düzenlenmesi zorunluluğu kaldırılmıştır (Ek VI, m. 3/1).
2021 ICC Kuralları: Dijitalleşme ve Esneklik
1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe giren son revizyon ise, özellikle COVID-19 pandemisinin getirdiği zorunluluklar ve dijitalleşen dünyanın ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir. Görev belgesinin içeriğine ilişkin köklü bir değişiklik yapılmamakla birlikte, belgenin imza ve tebliğ usullerinde modernizasyona gidilmiştir.
2021 Kuralları (m. 23/2 ve m. 3), görev belgesinin taraflarca ve hakemlerce ıslak imza ile ve aynı nüsha üzerinde imzalanması geleneğini esnetmiştir. Yeni düzenlemeyle, belgenin taraflar arasında fiziksel olarak dolaştırılmasına gerek kalmaksızın, elektronik ortamda imzalanabilmesinin ve dijital yollarla Sekretarya’ya iletilebilmesinin önünü açılmıştır. Bu durum, özellikle tarafların ve hakemlerin farklı ülkelerde bulunduğu durumlarda imza sürecinin haftalarca sürmesi sorununu ortadan kaldırmış ve usul ekonomisine büyük katkı sağlamıştır.
Özetle; 1922’de bir “geçerlilik kalkanı” olarak doğan görev belgesi, 2012’de “dava yönetim aracı”na, 2017’de “hızlandırılmış usulde vazgeçilebilir bir enstrüman”a ve 2021’de ise “dijital bir mutabakat metni”ne dönüşerek, modern tahkimin değişen ihtiyaçlarına uyum sağlama yeteneğini kanıtlamıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
GÖREV BELGESİNİN İÇERİĞİ VE HAZIRLANMA SÜRECİ
2.1. GÖREV BELGESİNİN HAZIRLANMA ZAMANI VE USULÜ
Tahkim yargılamasında hakem heyetinin oluşturulmasını takiben başlayan süreç, yargılamanın kaderini belirleyen en kritik aşamadır. Hakemlerin dosya üzerinde hakimiyet kurmaları, tarafların beklentilerini anlamaları ve usuli bir yol haritası çizmeleri bu evrede gerçekleşir. Görev belgesinin hazırlanması, işte bu hazırlık evresinin somutlaştığı andır. Ancak bu belgenin ne zaman, nasıl ve hangi kurallara göre hazırlanacağı, tahkimin tabi olduğu kurallara (kurumsal veya ad hoc) ve uygulanan hukuka göre ciddi farklılıklar göstermektedir.
2.1.1. ICC Tahkim Kuralları ve MTK Arasındaki Usul Farklılıkları
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları ile 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”), görev belgesi kurumunu düzenlerken temelde aynı amaca (yargılamayı disipline etmek) hizmet etseler de, yöntemsel olarak birbirinden kesin çizgilerle ayrılan yaklaşımlara sahiptirler. Bu farklılıklar, ICC’nin “kurumsal denetim” mekanizması ile MTK’nın “taraf iradesine dayalı esnekliği” arasındaki felsefi ayrımın bir yansımasıdır.
ICC Tahkim Kuralları Çerçevesinde Süreç
ICC tahkiminde görev belgesinin hazırlanması, katı sürelere ve sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. 2021 ICC Tahkim Kuralları m. 23/2 uyarınca; hakem heyeti, dosyanın kendisine havalesinden itibaren 30 gün içinde görev belgesini hazırlayıp taraflara imzalattıktan sonra ICC Divanı’na (“Divan”) iletmekle yükümlüdür.
Bu 30 günlük süre, önceki kural metinlerinde (örneğin 1998 Kuralları öncesinde) “iki ay” olarak uygulanmaktaydı. Ancak ICC, tahkimin hızlandırılması yönündeki küresel taleplere yanıt vererek 2017 revizyonu ile bu süreyi yarı yarıya indirmiştir. Hakem heyeti, bu kısıtlı süre içerisinde tarafların son dilekçelerini ve dosyayı inceleyerek bir taslak metin hazırlar. Uygulamada genellikle hakem heyeti başkanı tarafından hazırlanan bu taslak, önce diğer hakemlerin görüşüne, ardından da tarafların incelemesine sunulur.
ICC sisteminin en belirgin özelliği, bu sürecin Divan’ın gözetimi altında yürütülmesidir. Şayet hakem heyeti, dosyanın kapsamlı olması veya taraflarla müzakerelerin uzaması gibi nedenlerle 30 günlük süre içinde belgeyi tamamlayamazsa, Kurallar’ın 23/2. maddesi uyarınca Divan’dan süre uzatımı talep etmek zorundadır. Divan, bu talebi yerinde görürse süreyi uzatabilir. Bu mekanizma, sürecin hakemlerin inisiyatifine tamamen bırakılmadığını, kurumsal bir kontrolün sürekli devrede olduğunu göstermektedir.
Ayrıca ICC uygulamasında görev belgesinin hazırlanması usulü, 2021 Kuralları ile dijitalleşmeye tam uyumlu hale getirilmiştir. Tarafların ve hakemlerin fiziksel olarak bir araya gelmesi zorunlu olmayıp, belgenin elektronik ortamda dolaştırılarak imzalanması ve Divan’a e-posta yoluyla iletilmesi mümkündür.
MTK Sistematiğinde “Tahkim Belgesi” ve İrade Serbestisi
Türk hukukunda, ICC kurallarından esinlenilerek hazırlanan 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, görev belgesini “Tahkim Belgesi” adı altında 10/E maddesinde düzenlemiştir. Ancak MTK, ICC’den farklı olarak bu belgeyi “zorunlu” bir unsur olarak değil, “tamamlayıcı” bir hukuk kuralı olarak öngörmüştür.
MTK m. 10/E hükmü; “Taraflar aksini kararlaştırmadıkça…” ibaresiyle başlamaktadır. Bu ifade, tarafların tahkim anlaşmasında veya daha sonra yapacakları bir usul sözleşmesiyle görev belgesi düzenlenmemesi yönünde anlaşabileceklerini açıkça ortaya koymaktadır. ICC tahkiminde (Seri Yargılama Usulü hariç) görev belgesi düzenlenmesi mutlak bir zorunlulukken; MTK kapsamında taraflar bu usulden feragat edebilirler. Tarafların aksine bir anlaşması yoksa, hakemler görev belgesini düzenlemekle yükümlüdür.
MTK ile ICC arasındaki en kritik usul farkı, sürelerin başlangıcı noktasında ortaya çıkmaktadır. ICC sisteminde görev belgesi, tahkim yargılamasının organizasyon aşamasının bir parçasıdır ve tahkim süresi (karar verme süresi), kural olarak görev belgesinin düzenlendiği tarihten değil, davanın açıldığı veya dosyanın iletildiği tarihten bağımsız olarak işleyen “6 aylık” bir periyoda (Kurallar m. 31/1) bağlanmıştır.
Oysa MTK m. 10/B uyarınca; *”Davanın esası hakkında karar verme süresi, … görev belgesinin düzenlendiği, … tarihten itibaren bir yıldır.” Yani MTK sisteminde görev belgesi, sadece bir yol haritası değil, hakemlerin karar verme süresini (tahkim süresini) başlatan resmi milattır. Bu nedenle MTK uygulamasında görev belgesinin imzalandığı tarih, davanın zamanaşımı ve hakemlerin yetki süresi açısından ICC’ye nazaran çok daha hayati bir hukuki sonuca sahiptir.
Karşılaştırmalı Değerlendirme
Özetle; ICC’deki görev belgesi süreci “kurumsal denetim” ve “katı süreler” (30 gün) üzerine kuruluyken; MTK’daki süreç “taraf iradesi” ve “tahkim süresini başlatma” fonksiyonu üzerine inşa edilmiştir. ICC’de taraflar istese de görev belgesinden vazgeçemezken, MTK’da taraflar bu belgeyi düzenlemeyerek doğrudan yargılamaya geçebilirler. Ayrıca ICC’de hakemlerin belgeyi hazırlamaması veya geciktirmesi Divan’ın müdahalesini (hakemin azli gibi) gerektirebilirken; MTK’da bu durumun yaptırımı daha belirsizdir ve genellikle hakemlerin özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eder.
2.1.2. Dava Yönetim Toplantısı ve Usuli Zaman Çizelgesi ile İlişkisi
Milletlerarası tahkim yargılamasında, uyuşmazlığın sınırlarını ve hakemlerin yetkisini belirleyen “statik” bir belge olan görev belgesinin tek başına yargılamanın seyrini ve hızını kontrol etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, modern tahkim pratiğinde görev belgesi; yargılamanın dinamik süreçlerini yöneten Dava Yönetim Toplantısı ve Usuli Zaman Çizelgesi ile desteklenerek entegre bir “yargılama yönetim sistemi”nin parçası haline getirilmiştir.
ICC Sisteminde “Üçlü Sacayağı”: Görev Belgesi, Toplantı ve Çizelge
ICC Tahkim Kuralları, özellikle 1998 revizyonu ile başlayan ve 2012 ile 2021 revizyonlarıyla zirveye ulaşan süreçte, hakem heyetlerine yargılamayı “aktif bir şekilde yönetme” (active case management) yükümlülüğü getirmiştir. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, görev belgesi, dava yönetim toplantısı ve usuli zaman çizelgesi, birbirinden kopuk işlemler değil, birbirini tamamlayan ve genellikle eş zamanlı yürütülen bir sürecin unsurları olarak kurgulanmıştır.
ICC Kuralları m. 24/1 uyarınca; hakem heyeti, görev belgesinin hazırlanması sırasında veya bundan sonra mümkün olan en kısa sürede, usuli tedbirler konusunda taraflara danışmak üzere bir Dava Yönetim Toplantısı düzenlemek zorundadır. Bu toplantının temel amacı, görev belgesiyle “neye” karar verileceği belirlenen uyuşmazlığın, “nasıl” ve “ne zaman” çözüleceğinin planlanmasıdır. Uygulamada, usul ekonomisi ilkesi gereği, görev belgesinin imzalanması için yapılan toplantı ile dava yönetim toplantısı genellikle birleştirilmekte ve tek bir oturumda gerçekleştirilmektedir.
Bu toplantının en somut çıktısı ise Usuli Zaman Çizelgesidir. ICC Kuralları m. 24/2, hakem heyetinin bu toplantı sırasında veya sonrasında bir zaman çizelgesi oluşturarak bunu Divan’a ve taraflara iletmesini emreder. Görev belgesinin aksine, usuli zaman çizelgesi taraflarca imzalanması zorunlu olan bir “sözleşme” niteliğinde değildir; daha ziyade hakem heyetinin yargılamayı disipline etmek için kullandığı bir “usuli emir” karakterindedir. Bu nedenle, görev belgesi yargılamanın “pusulası” olarak kabul edilirken, zaman çizelgesi yargılamanın “takvimi” olarak nitelendirilebilecektir.
Görev belgesinde yer alan hususlar (tarafların iddiaları, hakemlerin yetkisi vb.) tarafların imzasıyla sabitlendiği için değiştirilmesi zor ve sıkı şekil şartlarına bağlıyken; zaman çizelgesi yargılamanın değişen ihtiyaçlarına göre hakem heyeti tarafından yenilenebilir esnek bir yapıdadır. Örneğin, görev belgesinde “duruşma yapılacağı” belirtilirken, bu duruşmanın tam tarihi ve süresi zaman çizelgesinde düzenlenir ve gerektiğinde ertelenebilir.
MTK Kapsamında Durum ve Uygulamadaki Yansımaları
4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”), görev belgesinin içeriğini düzenleyen 10/E maddesinde, usuli zaman çizelgesine veya dava yönetim toplantısına açıkça yer vermemiştir. Kanun koyucu, ICC’nin 1998 öncesi kurallarını (özellikle 1975 Kuralları) model alırken, modern tahkimin bu dinamik yönetim araçlarını kanun metnine yansıtmamayı tercih etmiştir. Bu durum, MTK’ya tabi tahkimlerde görev belgesinin işlevselliğinin azalmasına ve yargılamanın öngörülebilirliğinin zayıflamasına yol açabilecek bir eksiklik olarak eleştirilmektedir.
Ancak MTK’da açık bir hüküm bulunmaması, hakemlerin bu araçları kullanmasına engel değildir. MTK m. 8/A uyarınca hakemler, taraflarca kararlaştırılmamış konularda yargılama usulünü serbestçe belirleme yetkisine sahiptir. Bu yetki çerçevesinde, MTK tahkimlerinde de hakem heyetlerinin görev belgesini hazırlarken taraflarla bir toplantı yapması ve dilekçe teatisi, duruşma günü gibi aşamaları gösteren bir takvim (çizelge) hazırlaması, “özen yükümlülüğünün” ve “usul ekonomisinin” bir gereği olarak kabul edilmektedir.
Nitekim Yargıtay uygulamasına ve doktrine bakıldığında, MTK kapsamındaki tahkimlerde görev belgesine eklenen veya ayrı bir belge olarak düzenlenen zaman çizelgesine uyulmamasının, ancak kararın esasına etkili olması halinde bir iptal sebebi (MTK m. 15/A/1-f) sayılabileceği; aksi halde bu çizelgelerin hakemlerin yargılamayı sevk ve idare yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Sonuç olarak; ICC sisteminde görev belgesi, dava yönetim toplantısı ve zaman çizelgesi “bütünleşik ve zorunlu” bir mekanizma iken; MTK sisteminde görev belgesi “merkezi” bir konumda olup, diğer yönetim araçları hakemlerin takdirine ve inisiyatifine bırakılmış “ihtiyari” enstrümanlar niteliğindedir.
2.2. GÖREV BELGESİNDE BULUNMASI GEREKEN ZORUNLU VE İHTİYARİ UNSURLAR
2.2.1. Taraflara, Temsilcilere ve Hakemlere İlişkin Bilgilerin Tespiti
Görev belgesinin en temel ve şekli unsurlarından biri, tahkim yargılamasının süjeleri olan tarafların, varsa temsilcilerinin ve uyuşmazlığı çözecek olan hakemlerin kimlik ve iletişim bilgilerinin doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilmesidir. Hem ICC Tahkim Kuralları’nın 23(1) maddesi hem de 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun (MTK) 10/E maddesi, bu bilgilerin görev belgesinde yer almasını zorunlu kılmıştır.
Taraflara İlişkin Bilgiler
Görev belgesinde tarafların tam adları, sıfatları (tanımları) ve adreslerinin belirtilmesi gerekmektedir. MTK, ICC Kuralları’ndan farklı olarak tarafların “unvanlarının” da belirtilmesini açıkça aramaktadır. Bu ayrım, özellikle Türk hukuku bakımından önem arz eder; zira ticaret unvanı taciri tanıtan ve diğerlerinden ayıran bir isim olup, yanlış belirtilmesi hakem kararının icrası aşamasında ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, görev belgesi hazırlanırken tarafların ticaret sicil kayıtlarındaki güncel unvanlarının ve statülerinin (örneğin tasfiye halinde olup olmadıklarının) kontrol edilmesi elzemdir.
Tarafların iletişim bilgileri kapsamında, tebligatların sağlıklı yapılabilmesi için posta adreslerinin yanı sıra faks numaraları ve elektronik posta adreslerine de yer verilmelidir. Özellikle taraflardan birinin adi ortaklık gibi tüzel kişiliği olmayan bir yapı olması durumunda, taraf teşkili ve husumet ehliyeti sorunları yaşanmaması adına, ortak girişimi oluşturan tüm ortakların isimlerinin ve unvanlarının ayrı ayrı belirtilmesi gerekmektedir. Zira bu tür yapılarda mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olduğundan, tahkim şartına taraf olan tüm ortakların görev belgesinde de taraf olarak yer alması hukuki bir zorunluluktur.
Temsilcilere İlişkin Bilgiler ve Yetki Sorunu
Görev belgesinde, tarafları tahkim yargılamasında temsil eden kişilerin (genellikle avukatların) ad, soyad ve iletişim bilgilerine yer verilir. Ancak buradaki en kritik husus, temsilcilerin “görev belgesini imzalama yetkisine” sahip olup olmadıklarının tespitidir. Görev belgesi, niteliği itibarıyla tarafların hak ve borçlarını etkileyen, hatta bazı durumlarda mevcut tahkim anlaşmasını değiştiren veya yeni bir tahkim anlaşması niteliği taşıyan bir belgedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 504/3. maddesi uyarınca, vekilin hakeme başvurabilmesi veya tahkim sözleşmesi yapabilmesi için vekaletnamede bu konuda “özel yetki” bulunması şarttır. Yargıtay uygulamasına göre, vekaletnamede sadece “dava takip yetkisi” veya genel “tahkim” ibaresinin bulunması, vekilin asıl sözleşmedeki tahkim şartını değiştiren veya yeni hükümler getiren bir görev belgesini imzalaması için yeterli görülmemektedir. Bu nedenle, görev belgesi hazırlanırken hakem heyetinin, taraf vekillerinin tahkim anlaşması yapma veya değiştirme konusunda özel yetkiye sahip olup olmadıklarını incelemesi, kararın iptali riskini bertaraf etmek adına büyük önem taşır.
Hakemlere İlişkin Bilgiler
Görev belgesinde, uyuşmazlığı çözecek olan hakem veya hakem heyeti üyelerinin tam adları, adresleri ve iletişim bilgileri bulunmalıdır. Ayrıca, hakemlerin ne şekilde atandığı (taraflarca mı, tahkim kurumu tarafından mı yoksa diğer hakemlerce mi seçildiği) ve hakem heyeti başkanının kim olduğu hususlarının da belirtilmesi gerekir. Bu bilgilerin doğruluğu, hakem heyetinin usulüne uygun oluşturulup oluşturulmadığının ve tarafların bu oluşuma bir itirazı olup olmadığının teyit edilmesi açısından önemlidir.
2.2.2. İddia ve Savunmaların Özeti ile Talep Sonuçları
Görev belgesinin muhtevasında yer alan en geniş bölüm, kural olarak tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarının özetlendiği kısımdır. Bu bölümün temel fonksiyonu, hakemlerin uyuşmazlığın esasını, tarafların dayandığı hukuki gerekçeleri ve uyuşmazlığın sınırlarını eksiksiz ve doğru bir biçimde idrak etmesini sağlamaktır.
Bu noktada vurgulanması gereken en kritik husus, tarafların görev belgesini imzalamasının, karşı tarafın ileri sürdüğü iddia veya savunmaları zımnen kabul ettikleri anlamına gelmediğidir. Taraflar, imzalarıyla yalnızca hakemlerin mevcut uyuşmazlığı ve tarafların pozisyonlarını doğru şekilde anladığını ve metne yansıttığını teyit etmiş olurlar.
Metnin akademik ve pratik niteliği gereği, bu bölümde iddia ve savunmaların dava dilekçelerinden olduğu gibi kopyalanması yerine, özlü bir şekilde “özet” formatında sunulması esastır. Gereksiz detaylardan kaçınılarak yapılan bu özetleme, uyuşmazlığın özüne odaklanılmasına hizmet eder.
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları madde 23/1-c uyarınca, görev belgesinde her bir tarafın talep sonuçları ile, tutarı belirlenmiş taleplerin meblağ olarak, diğer taleplerin ise belirlenebildiği ölçüde yaklaşık parasal değer olarak gösterilmesi zorunludur. Taleplerin miktar olarak somutlaştırılması şu hukuki sonuçları doğurur:
- Kabul veya reddedilecek miktar, hakem ve vekalet ücretlerinin belirlenmesinde esas alınır.
- Belirlenen dava değeri, tahkim kurumuna yatırılacak gider avansının hesaplanmasında temel teşkil eder.
- Taleplerin net bir şekilde belirlenmiş olması, hakemlerin talep dışına çıkması (ultra petita) veya talepler hakkında karar vermemesi olasılığını bertaraf ederek kararın iptal veya tenfiz engeliyle karşılaşma riskini azaltır.
Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) m. 10/E uyarınca hazırlanan görev belgesinde de iddia ve savunmaların özeti ile istemlerin yer alması mecburi kılınmıştır. Ancak ICC Kurallarından farklı olarak MTK, bu istemlerin meblağ olarak belirtilmesi zorunluluğuna açıkça yer vermemiştir.
2.2.3. Uyuşmazlığın Tanımlanması veya Karara Bağlanacak Hususların Listelenmesi Sorunu (ICC m.23/1-d)
Görev belgesinin muhtevasında yer alan en teknik ve tartışmaya açık bölümlerden biri, taraflar arasındaki uyuşmazlığın mahiyetinin tayin edilmesi ve karara bağlanacak hukuki meselelerin somutlaştırılmasıdır. Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları madde 23/1-d uyarınca, hakem heyeti şayet uygun olmadığı düşüncesinde değilse, uyuşmazlık kapsamında karara bağlanacak hususların bir listesini belgeye dahil etmekle yükümlüdür
Bu bileşenin temel fonksiyonu, hakem mahkemesinin yetki sahasının hudutlarını belirleyerek, yargılamanın hangi yasal çerçevede icra edileceğini netleştirmektir. Ancak, hakemlere somut olayın karmaşıklığına ve uyuşmazlığın olgunlaşma düzeyine göre bu listeyi oluşturup oluşturmama konusunda geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Bazı uyuşmazlıklarda, henüz delillerin tam olarak sunulmadığı başlangıç safhasında tüm ihtilaflı konuları saptamak teknik olarak mümkün olmayabilir veya taraflar arasında uyuşmazlığın tanımı konusunda uzlaşı sağlanamayabilir. Bu gibi hallerde yargılamanın kilitlenmesini önlemek adına hakemler, listelemeyi daha ileriki aşamalara bırakma serbestisine sahiptirler.
Buna mukabil, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) madde 10/E hükmünde ICC kurallarından farklı bir yöntem benimsenerek “uyuşmazlığın açıklanması” unsuru mecburi bir öge olarak öngörülmüştür MTK kapsamında hakemlere bu hususta bir takdir yetkisi tanınmamış olması, hakemlerin davanın başında dosyaya tam manasıyla vakıf olmalarını ve uyuşmazlığı doğru teşhis etmelerini amaçlamaktadır. Ancak akademik literatürde de belirtildiği üzere, davanın çok başlangıç aşamasında icra edilen bu tür bir hukuki tavsif, taraflar arasında ciddi çekişmelere ve usuli vakit kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.
Uyuşmazlığın tanımlanması aşamasında karşılaşılan en temel risk, listenin tahdidî (sınırlayıcı) bir mahiyette kaleme alınmasıdır. Şayet karara bağlanacak hususlar listesi çok dar tutulursa, yargılama süresince ortaya çıkan bağlantılı meseleler bu kapsamın dışında kalabilir ve nihai hakem kararının “yetki aşımı” (ultra petita) gerekçesiyle iptali veya tenfizinin reddi tehlikesi doğabilir. New York Konvansiyonu madde 5 uyarınca hakemlerin kendilerine sunulmayan hususlarda hüküm kurması bir tenfiz engeli teşkil ettiğinden, hakemlerin yetki sınırlarının bu listede isabetli belirlenmesi elzemdir.
Bu usuli riskleri bertaraf etmek adına uygulamada listeye; “…ve bunlar dışında kalan ve taraflarca tahkim yargılaması süresince ileri sürülebilecek her türlü konu” şeklinde esnek ifadelerin eklenmesi isabetli olacaktır. Netice itibarıyla bu liste, hem hakemler için bir karar yazım planı oluşturarak taleplerin eksiksiz incelenmesini garanti altına alır hem de uyuşmazlığın tarafları arasındaki çekişmesiz noktaları ayıklayarak usul ekonomisine hizmet eder.
2.2.4. Usûle Uygulanacak Kurallar ve Diğer İhtiyari Unsurlar
Görev belgesinde yer alması zorunlu olan temel unsurların yanı sıra, tarafların irade serbestisi çerçevesinde yargılamayı detaylandırmak ve muhtemel boşlukları doldurmak amacıyla çeşitli ihtiyari unsurlara yer verilmesi mümkündür. Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları madde 19 uyarınca, yargılama Kurallar’a göre yürütülür; Kurallar’da hüküm bulunmayan hallerde ise hakem kurulu tarafından belirlenen veya taraflarca kararlaştırılan kurallar uygulanır.
Görev belgesinde bulunması faydalı olan temel ihtiyari unsurlar şunlardır:
- Esasa Uygulanacak Hukuk: Uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukukun görev belgesinde belirtilmesi zorunlu olmasa da, yargılamanın erken safhasında bu hususun netleşmesi tarafların savunma stratejilerini oluşturmaları bakımından hayati önem taşır. Taraflar bu tespiti görev belgesi imzalanırken yapabilecekleri gibi, hakem kuruluna uygun gördüğü hukuku uygulama yetkisi de verebilirler.
- Tahkim Lisanı: Tahkim dilinin belirlenmesi, hukukî dinlenilme hakkı ile doğrudan ilintilidir. Taraflar, belgelerin tercüme usullerini ve birden fazla dilin kullanılması durumunda hangi dilin esas alınacağını görev belgesinde kararlaştırarak yargılama maliyetlerini kontrol altına alabilirler.
- Hakem Heyeti Başkanının Yetkileri: Üç hakemli heyetlerde, usulî ara kararların (örneğin süre uzatımları veya tebligat usulleri) heyet başkanı tarafından tek başına verilebileceğine dair bir yetkilendirme, yargılamanın hızlanmasına yardımcı olur.
- Gizlilik (Confidentiality): Tahkimin gizli karakterini korumak amacıyla, tanıkların ve uzmanların edindiği bilgilerin ifşa edilmemesine yönelik özel düzenlemeler belgeye derç edilebilir.
- Yargılama Giderleri ve KDV: Hakem ücretlerine ilişkin vergisel yükümlülüklerin (KDV gibi) hangi tarafça karşılanacağı veya gider avansının ödenmemesi durumunda yargılamanın askıya alınması gibi finansal hususlar bu bölümde düzenlenebilir.
- Hakem Heyeti Sekreteri: Özellikle kapsamlı davalarda, hakem heyetine yardımcı olacak bir sekreterin atanması ve bu sekreterin görev tanımı ile ücretinin belirlenmesi yargılama disiplini açısından faydalıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
GÖREV BELGESİNİN İMZALANMASI SÜRECİ, TARAFLARIN YETKİSİ VE DİVAN ONAYI
3.1. GÖREV BELGESİNİN İMZALANMA USULÜ VE ZAMANI
Önceki bölümlerde de izah ettiğimiz üzere görev belgesi, tahkim yargılamasında hem hakem heyeti hem de uyuşmazlığın tarafları tarafından imza edilen yegâne usuli belgedir. Bu yönüyle belge, tarafların ve hakemlerin uyuşmazlığın çerçevesi ve izlenecek usul üzerinde mutabık kaldıklarını gösteren bir üst mutabakat metni niteliği taşır. Belgenin imzalanması süreci, sadece bir şekil şartının yerine getirilmesi değil, aynı zamanda yargılamanın aktif safhasına geçişi sağlayan bir işlemdir.
3.1.1. ICC Tahkim Kuralları Uyarınca İmza Süreci ve Süreler
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları uyarınca görev belgesinin hem hakem heyeti üyeleri hem de taraflarca imzalanması emredici bir kuraldır. Kuralların 23/2. maddesi, belgenin taraflar ve hakem kurulu tarafından imza edileceğini açıkça düzenlemiş; bu imzalarla birlikte tahkimin usuli çatısının kesinleştiği kabul edilmiştir.
Dönem projemizin birinci bölümünde de izah ettiğimiz üzere imza süreci için öngörülen zaman dilimi, ICC’nin yargılamayı hızlandırma politikasına paralel olarak tarihsel bir değişim geçirmiştir. 1998 ve 2012 Kuralları döneminde dosyanın hakemlere iletilmesinden itibaren “iki ay” olan hazırlama ve imzalama süresi, 2017 ve 2021 revizyonları ile “30 gün”e indirilmiştir. Bu 30 günlük kısıtlı süre içerisinde hakem heyeti, tarafların görüşlerini alarak hazırladığı metni imzaya açmalı ve imzalı aslını Divan’a ulaştırmalıdır. Sürenin yetersiz kaldığı karmaşık uyuşmazlıklarda, hakem heyetinin gerekçeli talebi üzerine veya Divan’ın kendi inisiyatifiyle bu süreyi uzatması mümkündür.
Uygulamada imza sırasına ilişkin katı bir kural bulunmamakla birlikte, belgenin önce taraflarca, ardından hakem heyeti üyelerince ve en son heyet başkanı tarafından imzalanması genel kabul gören bir teamüldür. Belgenin tüm nüshalarının aynı metin üzerinde ıslak imza taşıması asıl olmakla beraber, 2021 Kuralları ile tarafların farklı yerlerde bulunması durumunda belgenin ayrı nüshalar halinde imzalanabilmesi usulü de kabul edilmiştir.
Görev belgesindeki imzaların tamamlanmasının en önemli hukuki sonuçlarından biri, hakem heyetinin uyuşmazlığın esası hakkında karar vermesi için öngörülen sürenin başlamasıdır. ICC Kuralları m. 31/1 uyarınca, hakem heyeti nihai kararını son imza tarihinden veya belgenin Divan tarafından onaylandığının hakemlere tebliğinden itibaren altı ay içinde vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla imza süreci, tahkimin nihai hedefine ulaşması için gereken yasal sürenin de resmi başlangıç miladı olarak kabul edilir.
3.1.2. Yürürlüğe Girme Anı ve Şekli (Islak İmza ve Elektronik İmza Tartışması)
Görev belgesinin hukuki mevcudiyet kazanması ve beraberinde getirdiği tüm usuli sonuçları doğurabilmesi, belgenin usulüne uygun şekilde düzenlenmesine bağlıdır. Genel kabul gören kural uyarınca görev belgesi, uyuşmazlığın tarafları ve hakem heyetinin (veya tek hakemin) tamamı tarafından imzalandığı anda yürürlüğe girer.
Belgenin yürürlüğe girme şekli, geleneksel olarak tüm tarafların ve hakemlerin aynı nüsha üzerine ıslak imzalarını atmasıyla gerçekleşmekteydi. Ancak milletlerarası tahkimin doğası gereği tarafların ve hakem heyeti üyelerinin farklı coğrafyalarda bulunması, tek bir orijinal nüshanın elden ele dolaştırılması usulünün yargılamayı ciddi oranda yavaşlatmasına ve usul ekonomisinin zedelenmesine yol açmaktaydı. Bu pratik zorlukları aşmak amacıyla, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) 2021 Kuralları ile dijitalleşmeye tam uyumlu bir sistem benimsemiştir. Güncel uygulamada, görev belgesinin taraflar arasında fiziksel olarak dolaştırılması zorunluluğu esnetilmiş; belgenin ayrı nüshalar halinde imzalanabilmesi ve bu nüshaların birleştirilerek tekemmül ettirilmesi usulü kabul görmüştür.
Modern tahkim kuralları ve özellikle 2021 ICC revizyonu, uygulanacak hukuk kuralları engel teşkil etmediği sürece belgenin elektronik ortamda imzalanabilmesine cevaz vermektedir. Türk hukuku bağlamında ise 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ve medeni usul hukuku prensipleri çerçevesinde, güvenli elektronik imzanın ıslak imza ile aynı hukuki sonuçları doğurduğu kabul edilmektedir.
Görev belgesinin yürürlüğe girdiği tarih, sadece usulî bir başlangıç değil, aynı zamanda hakemlerin yetki süresini belirleyen başlangıç noktasıdır. ICC Kuralları m. 31/1 uyarınca, hakem heyetinin altı aylık karar verme süresi belgenin son imza tarihinden itibaren işlemeye başlar. Eğer taraflardan biri belgeyi imzalamaktan imtina ederse, yürürlük anı belgenin Divan tarafından onaylandığı ve bu onayın hakemlere tebliğ edildiği tarih olarak kabul edilir. Belgenin yürürlüğe girmesiyle birlikte iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi diğer usulî sonuçlar da hüküm ifade etmeye başlar.
3.2. GÖREV BELGESİNİ İMZALAMAYA YETKİLİ KİŞİLER VE “ÖZEL YETKİ” SORUNU
Görev belgesinin imzalanması, tahkim yargılamasının sadece usuli bir aşaması değil, aynı zamanda tarafların yargılamanın kapsamı ve yöntemi üzerinde mutabık kaldıklarını tescil eden kurucu bir işlemdir. Bu belgenin imzalanması, tarafların hak ve borçlarını doğrudan etkilediğinden, belgeyi imzalayan kişilerin bu işlemi gerçekleştirmeye yönelik hukuki ehliyete ve yeterli temsil yetkisine sahip olmaları, nihai hakem kararının sıhhati açısından hayati önem taşır. Yetkisiz kişilerce imzalanan bir görev belgesi, tahkim yerindeki iptal davalarına veya tenfiz aşamasında “yetki aşımı” itirazlarına dayanak teşkil ederek sürecin tüm hukuki sonuçlarını tehlikeye atabilir.
3.2.1. Taraf Vekillerinin İmza Yetkisi: Genel Vekaletname Yeterli mi?
Milletlerarası tahkim yargılamalarında taraflar genellikle avukatlar (vekiller) aracılığıyla temsil edildiklerinden, görev belgesinin imzalanması sürecinde “vekilin yetkisinin kapsamı” sorunu uygulamanın en tartışmalı noktalarından birini oluşturmaktadır. Temel soru, bir vekilin sadece “dava takip yetkisine” veya genel bir “tahkim” ibaresine dayanan vekaletnamesinin, görev belgesini imzalamak için hukuken yeterli olup olmadığıdır.
Türk hukuku sistematiği içerisinde bu sorunun yanıtı oldukça katı kurallara bağlanmıştır:
- Türk Borçlar Kanunu’nun 504/3. maddesi (eski BK m. 388/3) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 74. maddesi uyarınca, vekilin hakeme başvurabilmesi veya bir tahkim sözleşmesi akdedebilmesi için vekaletnamesinde bu konuda açıkça “özel yetki” ile donatılmış olması şarttır.
- Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, vekaletnamede yer alan genel dava takip yetkisi veya sadece “tahkim” kelimesinin bulunması, vekilin mevcut tahkim anlaşmasını değiştiren ya da uyuşmazlığın esasını yeniden tanımlayan bir görev belgesini imzalaması için yeterli görülmemektedir.
- Görev belgesi, bazen asıl sözleşmedeki tahkim şartını tadil eden (değiştiren) veya boşlukları dolduran bir “mutabakat metni” işlevi gördüğü için, vekilin bu değişikliklere imza atabilmesi ancak tahkim anlaşması yapma konusundaki özel iradesinin vekaletnameye yansımış olmasıyla mümkündür.
Uluslararası tahkim pratiğinde, özellikle ICC kuralları çerçevesinde hakem heyetlerinin, tarafların vekillerinden bu yönde açık bir yetki belgesi isteme yetkisi bulunmaktadır. Uygulamada, ileride yaşanabilecek iptal veya tenfiz reddi risklerini bertaraf etmek adına en güvenli yöntem, görev belgesinin ya bizzat asil (tarafların yetkili organları) tarafından imzalanması ya da vekilin bu işlem için özel olarak yetkilendirildiğinin belgelenmesidir. Aksi takdirde, sadece tahkim yargılamasında temsil yetkisinin bulunması, tahkim anlaşmasından farklı içerikteki bir görev belgesine geçerlilik kazandırmayacaktır.
3.2.2. Türk Borçlar Kanunu m. 504/3 ve HMK m. 74 Çerçevesinde “Tahkim Anlaşması Yapma” Yetkisi
Türk hukuk sistematiği, temsil olunanın iradesini koruma altına almak amacıyla vekilin belirli tasarruf işlemleri yapabilmesini “özel yetki” şartına bağlamıştır. Bu bağlamda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 504. maddesinin 3. fıkrası, vekilin ancak açıkça yetkilendirilmesi halinde “hakeme başvurabileceğini” ve dolayısıyla tahkim sözleşmesi akdedebileceğini emretmektedir. Bu düzenleme, tahkim yoluna gitmenin tarafların anayasal “kanuni hâkim” güvencesinden feragat etmesi sonucunu doğurması sebebiyle getirilmiş bir koruma mekanizmasıdır.
Benzer şekilde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 74. maddesinde de vekilin ancak özel yetki ile donatılmış olması kaydıyla tahkim sözleşmesi yapabileceği veya bir uyuşmazlığı hakeme havale edebileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Görev belgesi, uyuşmazlığın sınırlarını yeniden çizebilen, asıl sözleşmedeki tahkim şartını tadil edebilen veya tahkim usulüne ilişkin yeni kurallar ihdas eden kurucu bir metin olduğundan; bu belgenin vekil tarafından imzalanması, TBK m. 504/3 ve HMK m. 74 anlamında bir “tahkim sözleşmesi yapma” veya “tadil etme” işlemi olarak değerlendirilmektedir.
Bu doğrultuda, vekaletnamede yer alan genel dava takip yetkisi veya “temsile yetkilidir” gibi ibareler, görev belgesi ile getirilen usulî yeniliklerin veya tahkim anlaşmasındaki esaslı değişikliklerin geçerli sayılması için yeterli görülmemektedir. Vekilin görev belgesini imzalayarak temsil olunanı tahkim usulündeki yeni hükümler veya değişen yetki sınırları ile bağlayabilmesi için, vekaletnamede “tahkim anlaşması yapma” veya “tahkim iradesini beyan etme” konusunda sarih bir yetkinin bulunması zorunludur.
Söz konusu yetkinin yokluğu, sadece görev belgesindeki belirli hükümlerin geçersizliği sonucunu doğurmakla kalmaz; aynı zamanda nihai hakem kararının “yetki aşımı” (ultra petita) veya “geçersiz tahkim anlaşması” gerekçeleriyle iptal edilmesine ya da tenfizinin reddine yol açabilecek bir usulî sakatlık teşkil eder. Dolayısıyla, milletlerarası tahkim pratiğinde hakem heyetlerinin, tarafların vekillerinden bu yönde açık ve tereddütsüz bir “özel yetki” belgesi ibraz etmelerini istemesi, sürecin hukuki sıhhati bakımından elzemdir.
3.2.3. Yargıtay Uygulamasında Görev Belgesi İçin “Özel Yetki” Aramanın Hukuki Dayanakları ve Eleştirisi
Yargıtay, milletlerarası tahkim yargılamalarında düzenlenen görev belgesinin (Terms of Reference) vekiller tarafından imzalanması noktasında oldukça muhafazakâr ve katı bir tutum sergilemektedir. Bu yaklaşımın temel hukuki dayanağı, Türk hukukunda temsil yetkisinin sınırlarını çizen emredici hükümlere dayanmaktadır.
Yargıtay uygulamasında, bir vekilin görev belgesini imzalayarak müvekkilini bağlayabilmesi için vekaletnamesinde “tahkim anlaşması yapma” veya “hakeme başvurma” konusunda açıkça yetkilendirilmiş olması aranmaktadır. Bu gereklilik, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 504/3 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 74 hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Yargıtay’ın bu yöndeki yerleşik içtihatları, görev belgesinin asıl sözleşmedeki tahkim şartını değiştirebileceği veya yeni bir tahkim sözleşmesi niteliği taşıyabileceği gerçeğine dayanır.
Özellikle Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, tarafların asıl sözleşmede belirledikleri usul yöntemini (örneğin HUMK hükümleri) görev belgesi ile değiştirmeleri (örneğin MTK’nın uygulanmasını kararlaştırmaları), “tahkim anlaşmasının tadili” (değiştirilmesi) olarak nitelendirilmiş ve bu işlemin ancak özel yetkili vekillerce yapılabileceğine hükmedilmiştir. Vekaletnamede sadece “tahkim” veya “dava takip” yetkisinin bulunması, bu tür esaslı değişiklikleri içeren bir görev belgesini imzalamak için yeterli görülmemektedir.
Yargıtay’ın bu tutumu, hem akademik literatürde hem de milletlerarası tahkim pratiğinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Getirilen temel eleştiriler şu noktalarda yoğunlaşmaktadır:
- Görev belgesi, modern tahkim hukukunda bir “geçerlilik şartı” değil, yargılamanın başında uyuşmazlığın sınırlarını belirleyen ve usuli yol haritasını çizen bir yönetim aracıdır.
- Doktrindeki ağırlıklı görüşe göre, görev belgesi tarafların uyuşmazlık çıktıktan sonraki en son iradelerini (sonraki tarihli anlaşma) yansıtır ve tahkim anlaşmasındaki boşlukları doldurma gücüne sahiptir; dolayısıyla vekilin yargılama yetkisi bu belgenin doğal bir parçası olarak görülmelidir.
- Bir tarafın vekili aracılığıyla görev belgesini imzalayıp tahkim yargılamasına hiçbir itirazda bulunmadan katıldıktan sonra, aleyhine karar çıkınca “vekilin özel yetkisi yoktu” diyerek yetki itirazında bulunması, dürüstlük kuralı (MK m. 2) ile bağdaşmamaktadır.
3.3. TARAFLARDAN BİRİNİN İMZADAN KAÇINMASI VE SONUÇLARI
Görev belgesi kural olarak hem hakem heyeti hem de taraflarca imzalanması gereken bir belge olsa da, taraflardan birinin bu belgeyi imzalamaktan imtina etmesi tahkim yargılamasını kendiliğinden durduran veya engelleyen bir durum teşkil etmez. Milletlerarası tahkim uygulamasında, özellikle davalı tarafın yargılamayı sekteye uğratmak amacıyla imzadan kaçındığı durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu gibi hallerde, hem Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları hem de modern tahkim kanunları, bir tarafın kötü niyetli tutumunun yargılamayı felç etmesini önleyecek mekanizmalar ihdas etmiştir.
3.3.1. İmzadan Kaçınma Sebepleri ve Hakkın Kötüye Kullanımı
Tarafların görev belgesini imzalamaktan kaçınmalarının arkasında yatan nedenler; hukuki çekincelerden taktiksel stratejilere kadar geniş bir yelpazede çeşitlilik göstermektedir.
İmzadan kaçınmanın en yaygın sebebi, davanın aleyhine sonuçlanacağını düşünen tarafın süreci yavaşlatma ve tahkim yargılamasını kilitlenme noktasına getirme çabasıdır.
Bazı durumlarda taraflar, görev belgesini imzalamanın hakem heyetinin yetkisini zımnen kabul etmek (icazet) anlamına geleceği endişesiyle imzadan çekinmektedirler. Oysa hakem heyetinin yetkisine ilişkin itirazların belgeye şerh düşülerek imzalanması, ilgili tarafın bu konudaki haklarını saklı tutması için yeterlidir.
Özellikle yabancı devletlerin veya devlet kuruluşlarının taraf olduğu uyuşmazlıklarda, görev belgesinin imzalanması için gerekli olan idari izinlerin veya onayların zamanında alınamaması süreci aksatabilmektedir.
Tarafların iddia ve savunmalarının özetlenme biçimi veya karara bağlanacak hususlar listesinin kapsamı üzerinde mutabık kalamaması da imzadan kaçınma gerekçesi olarak ileri sürülebilmektedir.
Hukuki açıdan bakıldığında, bir tarafın haklı ve somut bir gerekçe göstermeksizin görev belgesini imzalamaktan kaçınması, dürüstlük kuralının (MK m. 2) ve tahkim anlaşmasına bağlılık yükümlülüğünün bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu tutum, dürüstlük kuralına aykırı bir “hakkın kötüye kullanılması” teşkil eder. Tahkim hukukuna egemen olan dürüstlük ilkesi gereği, taraflar uyuşmazlığın çözümü için imzaladıkları tahkim anlaşmasının bir gereği olarak, yargılama usulünün tamamlanmasına (görev belgesinin hazırlanması dahil) iyi niyetle katkıda bulunmak zorundadırlar. Bu sebeple, kötü niyetli imzadan kaçınma eylemi, tahkim kurumları nezdinde koruma görmemekte ve yargılamanın devamını engelleyememektedir.
3.3.2. ICC Tahkim Kuralları m. 23/3 Uyarınca “Divan Onayı” Mekanizması
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları, görev belgesinin taraflar ve hakem heyetince müştereken imzalanmasını kural olarak benimsemiş olsa da, taraflardan birinin imzadan imtina ederek süreci kilitlemesini önlemek amacıyla “Divan Onayı” mekanizmasını ihdas etmiştir. Kuralların 23/3. maddesi uyarınca, taraflardan herhangi biri görev belgesinin hazırlanmasına katılmayı veya belgeyi imzalamayı reddederse, hakem heyeti söz konusu belgeyi onaylanmak üzere ICC Milletlerarası Tahkim Divanı’na (“Divan”) sunar.
Bu aşamada Divan, idari bir denetim gerçekleştirerek görev belgesinin ICC Kuralları madde 23’te yer alan asgari unsurları taşıyıp taşımadığını ve usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediğini inceler. Divan denetimi, imzadan imtina eden tarafın yokluğunda yapılan işlemlerin sıhhatini ve tebligatların usulüne uygunluğunu doğrulamaya yönelik olarak daha titiz bir şekilde icra edilir. Şayet bir tarafın imzadan kaçınmak için sunduğu gerekçeler (örneğin belgede hakemlerin yetkisine ilişkin itirazlarına yer verilmemesi gibi) haklı bulunursa, Divan belgeyi onaylamayarak gerekli düzeltmeler için hakem heyetine iade edebilir.
Divan’ın görev belgesini onaylaması, hukuken imzadan kaçınan tarafın imzası yerine geçer ve tahkim yargılamasının bu eksikliğe rağmen devam etmesini sağlar. Bu mekanizmanın temel işlevi, kötü niyetli tarafların yargılamayı durdurma veya süreci yersiz yere geciktirme niyetlerinin önüne geçerek usul ekonomisini korumaktır. Divan onayıyla birlikte, hakem heyetinin uyuşmazlığın esası hakkında karar vermesi için öngörülen nihai süre (kural olarak 6 ay) de resmen işlemeye başlar.
Önemle belirtilmelidir ki, Divan’ın onayı sadece usulî bir tıkanıklığı aşmaya yöneliktir ve ilgili tarafın görev belgesinin içeriğini maddi anlamda kabul ettiği veya itirazlarından feragat ettiği şeklinde yorumlanamaz. Divan’ın bu yöndeki kararı idari bir tasarruf olup, karar metninde gerekçe gösterilmesi zorunlu olmadığı gibi bu karara karşı herhangi bir yargısal itiraz yolu da bulunmamaktadır.
3.3.3. MTK Kapsamında İmzadan Kaçınmanın Yarattığı Belirsizlik ve Çözüm Yolları
4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK), görev belgesinin (tahkim belgesi) hazırlanmasını usulî bir zorunluluk olarak düzenlemiş olsa da, taraflardan birinin bu belgeyi imzalamaktan kaçınması durumunda sürecin nasıl ilerleyeceğine dair açık bir hüküm içermemektedir. Bu yasal boşluk, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları’ndaki “Divan Onayı” gibi idari bir denetim mekanizmasının MTK sistematiğinde bulunmamasıyla birleştiğinde, yargılamanın başlangıç safhasında ciddi belirsizliklere ve zaman kayıplarına yol açabilmektedir.
MTK kapsamında imzadan kaçınmanın yarattığı temel sorunlar ve doktrinde önerilen çözüm yolları şu başlıklar altında toplanmaktadır:
- Yargılamanın Akıbeti ve Hakemlerin Tutumu: Kanundaki sessizliğe rağmen, genel kabul gören görüşe göre taraflardan birinin imzadan imtina etmesi tahkim yargılamasını durdurmaz. Davalı tarafın tahkime hiç katılmadığı veya belgeyi imzalamayı reddettiği durumlarda dahi hakem heyeti görev belgesini hazırlamakla yükümlüdür. Bu halde belge, hakemler ve davacı tarafça imzalanır; yargılama mevcut dosya kapsamına göre yürütülür.
- İhtirazi Kayıtla İmza (Şerh Düşme): Tarafların belgenin içeriği (özellikle uyuşmazlığın tanımı veya yetki itirazları) konusunda anlaşamadığı durumlarda, yargılamanın kilitlenmesini önlemek adına “ihtirazi kayıtla imza” yöntemi en pratik çözüm olarak öne çıkmaktadır. İlgili taraf, çekincelerini belgeye derç ederek imza attığında, hem yargılamanın ilerlemesine imkan tanımış olur hem de bu itirazlarını ileride iptal veya tenfiz aşamasında ileri sürme hakkını saklı tutar.
- Kötüniyetli Engellemelere Karşı Koruma: MTK sisteminin ad hoc (arızî) doğası gereği, ICC’deki gibi bir denetim makamı (Divan) bulunmadığından, kötü niyetli tarafların süreci uzatma girişimlerine karşı hakem heyetinin yargılama üzerindeki sevk ve idare yetkisini (MTK m. 8/A) aktif kullanması gerekmektedir. Belgenin imzalanmamış olması, tek başına tahkim anlaşmasını geçersiz kılmaz; ancak bu durumda görev belgesinin tahkim anlaşmasını tadil etme veya yeni bir anlaşma teşkil etme işlevi gerçekleşmemiş sayılır.
Sonuç olarak, MTK’da imzadan kaçınmanın sonuçlarının düzenlenmemiş olması bir eksiklik olarak nitelendirilse de, hakemlerin dürüstlük kuralı ve usul ekonomisi ilkeleri çerçevesinde yargılamayı sürdürmeleri, sürecin selameti açısından zorunludur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
GÖREV BELGESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ, ASIL SÖZLEŞMEYE ETKİSİ VE DOĞURDUĞU HUKUKİ SONUÇLAR
4.1. GÖREV BELGESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR
Görev belgesinin milletlerarası tahkim yargılamasındaki yeri ve önemi konusunda geniş bir mutabakat bulunsa da, bu belgenin hukuki mahiyeti doktrinde ve yargı kararlarında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Belgenin salt usulî bir adım mı, taraflar arasında yeni bir sözleşme mi yoksa hakem heyetiyle yapılan bir hizmet sözleşmesi mi olduğu hususu, hem teorik hem de pratik sonuçları itibarıyla önem taşımaktadır.
4.1.1. Usuli Bir İşlem veya “Mutabakat Metni” Olarak Görev Belgesi
Doktrinde ağırlıklı kabul gören temel görüşlerden birine göre görev belgesi, her şeyden önce tahkim yargılamasının yönetimi ve verimliliği için tesis edilen usuli bir işlemdir. Bu perspektiften bakıldığında belge, hakemlerin görev ve yetkilerinin sınırlarını çizen, yargılamanın omurgasını oluşturan teknik bir enstrüman niteliği taşır.
Görev belgesinin “mutabakat metni” (memorandum of understanding) olarak nitelendirilmesi, belgenin hazırlanma sürecindeki kolektif katılım prensibine dayanmaktadır. Zira bu belge, diğer tahkim belgelerinden farklı olarak hem uyuşmazlığın tarafları hem de hakem heyeti üyeleri tarafından bizzat imzalanmaktadır. Mahmut Sait Arslan, belgenin bu yapısı ve Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) uygulamasında Divan tarafından onaylanma zorunluluğu (idari bir denetim olsa dahi) nedeniyle bir mutabakatname karakterinde olduğunu belirtmektedir. Belge, yargılamanın başında uyuşmazlığın mevcut durumunu tespit eden, tabiri caizse davanın “fotoğrafını çeken” bir uzlaşı zeminidir.
Ziya Akıncı, görev belgesini taraflar arasında tahkim yargılamasına ve tahkim şartına ilişkin konularda varılan en son ve güncel anlaşma olarak nitelendirir. Bu yaklaşım, belgenin tarafların son iradelerini yansıtan bir “yol haritası” veya tahkimin “anayasası” olduğu fikriyle örtüşmektedir. Belge ile taraflar, tahkim yargılamasının başında uyuşmazlığın kapsamı ve takip edilecek usul kuralları üzerinde aynı sayfada buluştuklarını beyan ederler.
Uygulamacılar arasında görev belgesinin hukuki niteliğine ilişkin görüş ayrılıkları mevcuttur. Bazı yazarlar, tarafların karşılıklı imzaları ve uyuşmazlığı çözme yönündeki tescil edilmiş iradeleri nedeniyle belgenin hibrit bir yapıda olduğunu ve “sözleşme” yönünün daha ağır bastığını savunmaktadır. Burak Eryiğit, belgenin hakem heyeti üzerinde bağlayıcı bir nitelik taşıması ve tarafların iradelerini somutlaştırması sebebiyle sözleşmesel karakterinin usulî karakterinden daha baskın olabildiğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak görev belgesi; salt bir usul formalitesi olmanın ötesinde, tarafların ve hakemlerin yargılama sürecini birlikte inşa ettikleri, hakemlerin yetki sahasını netleştiren ve nihai kararın sıhhati için usulî güvence sağlayan kurucu bir mutabakat işlemidir
4.1.2. “Hakem Sözleşmesi” Niteliği
Görev belgesi, tahkim yargılamasının tarafları ile bu uyuşmazlığı karara bağlamakla görevlendirilen hakem veya hakem heyeti arasındaki hukuki ilişkiyi düzenlemesi bakımından bir “hakem sözleşmesi” niteliğini de haizdir.. Milletlerarası Ticaret Odası (MTO/ICC) uygulamasında görev belgesinin hem uyuşmazlığın tarafları hem de hakem heyeti tarafından müştereken imza altına alınması, bu belgenin hakem sözleşmesinin şartlarını barındıran ve onu somutlaştıran bir mutabakat metni olarak nitelendirilmesine yol açmaktadır.
Hukuki mahiyeti itibarıyla hakem sözleşmesi, Türk hukukunda sui generis (kendine özgü) yapıda bir isimsiz iş görme sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu sözleşme yapısı gereği yargısal bir görev ifasını kapsasa da, özel hukuk alanındaki vekâlet sözleşmesinin unsurlarını da bünyesinde barındırmaktadır. Bu doğrultuda, hakem sözleşmesinden doğan ihtilaflarda vekâlet sözleşmesine ilişkin Türk Borçlar Kanunu hükümleri (TBK m. 502 vd.), niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulama alanı bulmaktadır. Görev belgesinin imzalanmasıyla birlikte hakemler, uyuşmazlığı karara bağlama borcu altına girerken; taraflar da hakemlerin bu görevini ve buna bağlı ücret taleplerini (kurumsal tarife veya ad hoc anlaşmalar çerçevesinde) tescil etmiş sayılırlar.
Görev belgesinin hakem sözleşmesi niteliğinde olması, hakemlerin yetki sahasının belirlenmesi bakımından da pratik bir öneme sahiptir. Belgede uyuşmazlığın esasını teşkil eden iddia ve savunmaların özetlenmesi, hakemlerin karar verme yükümlülüğünün sınırlarını çizmekte ve bu yönüyle hakemlerin görev tanımını belirleyen sözleşmesel bir çerçeve sunmaktadır. Hakem sözleşmesinin kuruluşu her ne kadar belirli bir şekle tabi tutulmamış olsa da, görev belgesinin hem hakemler hem de taraflarca imzalanmış olması, söz konusu sözleşmesel ilişkinin yazılılık ve hukuki güvenlik kazanmasını sağlar. Netice itibarıyla, görev belgesinin imzalanması taraflar ile hakemler arasındaki hukuki bağı pekiştirerek tahkim sürecinin sıhhatini ve kararın icra edilebilirliğini güvence altına alan kurucu bir işlemdir.
4.1.3. “Yeni Bir Tahkim Anlaşması” Sayılıp Sayılmayacağı Sorunu
Görev belgesinin hukuki mahiyetine ilişkin tartışmaların odak noktasını, bu belgenin asıl sözleşmeden bağımsız “yeni bir tahkim anlaşması” teşkil edip etmediği meselesi oluşturmaktadır. Bu sorunun yanıtı, kurumun tarihsel gelişimi ve modern tahkim hukukundaki işlevi bağlamında farklılık arz etmektedir.
Tarihsel perspektiften bakıldığında, görev belgesinin (o dönemki adıyla tevdii formu) 1920’li yıllarda Fransız tahkim mevzuatındaki katılıkları aşmak amacıyla ihdas edildiği görülmektedir. O tarihlerde gelecekte doğacak uyuşmazlıklar için yapılan tahkim klozlarının geçersiz sayılması nedeniyle görev belgesi, uyuşmazlık çıktıktan sonra tarafların iradelerini birleştiren ve uyuşmazlığı tahkime sunan kurucu bir “tahkime sunma anlaşması” (compromis/submission agreement) işlevi görmekteydi. Ancak modern tahkim kanunlarının (MTK m. 4/1; HMK m. 412/1) uyuşmazlık öncesi yapılan anlaşmaları geçerli kabul etmesiyle, belgenin bu zorunlu niteliği zamanla ortadan kalkmıştır.
Modern doktrinde, görev belgesinin kural olarak asıl tahkim anlaşmasının yerini alan bir belge olmadığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, tarafların tahkim şartına ilişkin herhangi bir itirazda bulunmaksızın bu belgeyi imzalamaları, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesine yönelik kesinleşmiş son iradelerini yansıttığı için hukuken bağlayıcı bir mutabakat niteliği taşır. Hatta taraflar arasında önceden bir tahkim anlaşması bulunmasa dahi, yetki itirazı olmaksızın imzalanan bir görev belgesinin, New York Konvansiyonu anlamında yazılı bir tahkim anlaşması teşkil edeceği kabul edilmektedir.
Ancak Türk yargı pratiğinde, özellikle Yargıtay’ın bu konuda oldukça kısıtlayıcı bir tutum sergilediği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK), verdiği çeşitli kararlarda görev belgesinin asıl sözleşmedeki hükümleri değiştirme gücüne sahip olmadığını ve yeni bir tahkim anlaşması olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmiştir. Yargıtay’ın bu yaklaşımı, belgenin usulî bir işlemden öteye geçmediği ve vekillerin bu belgeyi imzalayarak asıl sözleşmeyi tadil edemeyeceği (özel yetki şartı nedeniyle) mantığına dayanmaktadır.
Özetle, uluslararası uygulamada ve doktrinde görev belgesinin belirli şartlar altında (ihtirazi kayıt olmaksızın imza, asgari şekil şartlarına uyum vb.) mevcut anlaşmayı tadil eden veya yeni bir anlaşma teşkil eden mahiyeti kabul edilirken; Türk yargısı belgenin bu “tadil edici” ve “kurucu” etkisine karşı daha mesafeli durmaktadır.
4.2. GÖREV BELGESİ İLE ASIL TAHKİM SÖZLEŞMESİ ARASINDAKİ ÇATIŞMA VE DEĞİŞTİRME GÜCÜ
Milletlerarası tahkim yargılamalarında karşılaşılan en temel hukuki sorunlardan biri, taraflar arasında uyuşmazlık doğmadan önce akdedilen asıl tahkim sözleşmesi (veya tahkim şartı) ile yargılama sürecinde oluşturulan görev belgesi hükümleri arasında bir çelişki meydana gelmesi durumudur. Bu tür durumlarda hangi belgenin üstün tutulacağı ve hakemlerin hangi irade beyanına itibar edeceği meselesi, tahkimin sınırlarını ve hakemlerin yetki alanını doğrudan etkileyen bir niteliğe sahiptir.
4.2.1. Sonraki Tarihli İradenin (Lex Posterior) Üstünlüğü
Hukuk doktrininde genel kabul gören ağırlıklı görüş, asıl tahkim anlaşması ile görev belgesi arasında bir uyumsuzluk bulunması halinde, görev belgesinde yer alan düzenlemelere üstünlük tanınması gerektiği yönündedir. Bu yaklaşımın temel dayanağı, tarafların uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra usulî ve esasî konularda vardıkları mutabakatın, uyuşmazlık öncesindeki iradelerine nazaran daha güncel ve somut bir mahiyet taşımasıdır.
Doktrinde bu hususa ilişkin öne çıkan temel argümanlar şunlardır:
- Görev belgesi, kronolojik olarak tahkim anlaşmasından sonra imzalandığı için tarafların “en son irade beyanı” olarak kabul edilir. Hukukun genel prensipleri uyarınca, tarafların aynı konudaki sonraki tarihli anlaşması (lex posterior), önceki tarihli anlaşmayı tadil etme (değiştirme) gücüne sahiptir.
- Tarafların, tahkim anlaşmasındaki hükümlerden farklı bir içeriğe sahip olan görev belgesini herhangi bir çekince koymaksızın imzalamaları, önceki hükümlerden zımnen feragat ettikleri ve yeni şartları kabul ettikleri anlamına gelmektedir.
- Görev belgesi, tahkim anlaşmasında yer almayan eksikliklerin giderilmesi veya hatalı hükümlerin düzeltilmesi için taraflara sunulan ikinci bir şans niteliğindedir. Tarafların uyuşmazlık sonrası iradelerindeki ortak yönlü değişim, tahkimin irade serbestisine dayanan doğası gereği hukuki sonuç doğurmalıdır.
- Usule uygulanacak kurallar veya tahkim yeri gibi kritik hususlarda görev belgesindeki güncel mutabakatın esas alınması, hakemlerin yetki aşımı iddialarıyla karşılaşmasını önleyerek yargılamanın sıhhatini ve kararın tenfiz kabiliyetini artırır.
Netice itibarıyla doktrin, tarafların görev belgesiyle tahkim sözleşmesinin içeriğini değiştirme yetkisini haiz olduklarını ve çelişki durumunda tarafların nihaî iradesini yansıtan bu belgeye itibar edilmesinin tarafların beklentilerine daha uygun düştüğünü savunmaktadır.
4.2.2. Yargıtay’ın Yaklaşımı: Asıl Sözleşmenin Üstünlüğü ve Görev Belgesinin Tadil (Değiştirme) Etkisine Yaklaşımı
Yargıtay, milletlerarası tahkim yargılamalarında düzenlenen görev belgesinin hukuki mahiyeti ve asıl sözleşmedeki tahkim şartını değiştirme gücü konusunda, uluslararası doktrin ve genel tahkim uygulamasından belirgin bir şekilde ayrılan, oldukça kısıtlayıcı bir tutum sergilemektedir. Doktrindeki hakim görüş, görev belgesini tarafların uyuşmazlık sonrası en son iradelerini yansıtan bir mutabakat olarak görüp ona öncelik tanırken; Yargıtay, asıl sözleşmedeki irade beyanını merkeze alan ve görev belgesinin bu iradeyi tadil etme kapasitesini sınırlayan bir yaklaşım benimsemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK), 18.07.2007 tarihli ve 2007/15-444 Esas sayılı kararında, görev belgesinin “yeni bir tahkim anlaşması” niteliği taşımadığını ve asıl sözleşmeyi değiştirme gücüne sahip olmadığını açıkça vurgulamıştır. Yargıtay’a göre, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlığın dayandığı tahkim şartı asıl olup; görev belgesi, bu sözleşmede değişiklik yapan yeni bir sözleşme veya yeni bir tahkim şartı olarak kabul edilemez. Bu yaklaşım çerçevesinde, uyuşmazlığın çözümünde esas alınması gereken usul yöntemi, görev belgesinde belirtilen kurallar değil, asıl sözleşmede tarafların serbest iradeleriyle belirledikleri hükümlerdir.
Yargıtay’ın görev belgesinin değiştirme gücünü reddetmesindeki en kritik gerekçelerden birini temsil yetkisi oluşturmaktadır. Yargıtay, görev belgesinin vekiller (avukatlar) tarafından imzalanması durumunda, vekilin asıl sözleşmedeki tahkim şartını tadil edebilmesi için vekaletnamesinde “tahkim anlaşması yapma veya değiştirme” konusunda açık bir özel yetkiye sahip olması gerektiğini aramaktadır.
Her ne kadar kısıtlayıcı bir tutum sergilese de, Yargıtay’ın bazı güncel kararlarında görev belgesindeki belirlemelerin sınırlı bir etki doğurabildiği görülmektedir. Örneğin 2020 tarihli bir kararda Yargıtay, taraf vekillerinin imzası bulunan görev belgesinde hakemlere giderleri belirleme yetkisi verilmiş olmasını, usul ve yasaya uygun bir yetkilendirme olarak kabul etmiştir. Bununla birlikte, Yargıtay’ın görev belgesini “sözleşmeyi değiştirme gücüne sahip olmayan usuli bir işlem” olarak tanımlayan ana çizgisi, öğretide milletlerarası tahkimin esnekliğine ve ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle şiddetle eleştirilmektedir. Eleştiren yazarlar, tarafların uyuşmazlık çıktıktan sonra karşılıklı imza ettikleri bu belgenin, tahkim anlaşmasındaki boşlukları dolduran ve önceki iradeyi güncelleyen bağlayıcı bir mutabakat olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.
4.2.3. Görev Belgesinin Tahkim Anlaşmasındaki Eksiklikleri Giderme Fonksiyonu
Milletlerarası tahkim uygulamasında görev belgesi, taraflar arasında uyuşmazlık öncesinde akdedilen tahkim anlaşmasının (veya tahkim şartının) muhtemel eksikliklerini gideren ve belirsiz noktaları açıklığa kavuşturan tamamlayıcı bir mekanizma işlevi görür. Çoğu durumda taraflar, asıl sözleşmenin bir maddesi olarak düzenlenen tahkim şartını kaleme alırken uyuşmazlığın niteliğini veya sürecin gerektireceği usulî detayları öngöremeyebilirler. Bu kapsamda görev belgesi, taraflara yetki ve usul kuralları gibi kritik meselelerdeki boşlukları doldurma imkânı sunan “ikinci bir şans” niteliğindedir.
Görev belgesinin bu fonksiyonu kapsamında yerine getirdiği temel iyileştirmeler şunlardır:
- Tahkim anlaşmasında kurumsal tahkim merkezine yapılan atıf yeterince açık değilse veya hatalıysa, bu durum tahkim şartını “patolojik” (işlemez) hale getirebilir. Görev belgesinin taraflarca imzalanması, bu tür eksiklikleri gidererek geçersiz sayılabilecek bir tahkim anlaşmasını geçerli ve icra edilebilir bir forma kavuşturur.
- Tarafların, tahkim anlaşmasının varlığına veya geçerliliğine dair herhangi bir itirazda bulunmaksızın görev belgesini imzalamaları, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesine yönelik kesin iradelerini yansıtır. Bu aşamada yetki itirazı ileri sürmeyen bir tarafın, hakem kararı verildikten sonra tahkim şartının yokluğunu iddia ederek iptal davası açması dürüstlük kuralı ile bağdaşmamaktadır.
Netice itibarıyla görev belgesi, tahkim anlaşmasındaki muhtemel sakatlıkları tedavi eden ve uyuşmazlığın çözüm sürecini tarafların güncel beklentilerine göre dizayn eden dinamik bir enstrümandır. Belgenin taraflarca herhangi bir ihtirazi kayıt düşülmeden imzalanması, tahkim iradesinin sıhhatini ve kararın tenfiz kabiliyetini tescil eden hayati bir fonksiyon icra eder.
4.3. GÖREV BELGESİNİN DÜZENLENMESİNE BAĞLANAN HUKUKİ VE USULİ SONUÇLAR
Görev belgesinin imzalanması, tahkim yargılamasında sadece hazırlık evresinin sona erdiğini değil, aynı zamanda sürecin geri kalanını disipline eden çeşitli hukuki ve usulî sonuçların doğduğunu ifade eder. Bu sonuçlar, hem hakemlerin yetki sınırlarının sabitlenmesi hem de tarafların davasını sunma biçimine getirilen kısıtlamalar aracılığıyla yargılamanın öngörülebilirliğini sağlar.
4.3.1. İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağının Başlaması (ICC m. 23/4) ve İstisnaları
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları madde 23/4 uyarınca, görev belgesinin imzalanması veya Divan tarafından onaylanmasıyla birlikte, tarafların bu belgenin sınırları dışında kalan yeni talepler ileri sürmesi kural olarak yasaklanmaktadır. Bu yasağın temel amacı, yargılamanın belirli bir aşamadan sonra kontrolsüz bir şekilde genişlemesini engellemek ve hakem heyetinin uyuşmazlığa tam anlamıyla odaklanmasını temin etmektir.
ICC Kuralları’ndaki bu kısıtlama esas olarak “yeni talepleri” kapsamakta olup, doktrinde bazı yazarlar tarafından savunmanın (defense) genişletilmesini doğrudan içermediği savunulmaktadır. Ancak uyuşmazlığın çerçevesi bir kez çizildikten sonra, tarafların bu sınırları zorlayacak her türlü girişimi hakem heyetinin denetimine tabi tutulur.
Görev belgesi imzalandıktan sonra yeni bir talep ileri sürülmesi mutlak olarak imkânsız değildir; hakem heyeti yeni talebin mahiyetini, tahkimin geldiği safhayı ve usul ekonomisi gibi faktörleri değerlendirerek bu talebin sunulmasına izin verebilir. Bu değerlendirmede, yeni talebin kabul edilmemesi halinde tarafların hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilip edilmeyeceği ve karşı taraf için haksız bir zorluk yaratılıp yaratılmayacağı kritik rol oynar.
Mevcut bir talebin parasal miktarının artırılması veya hukuki vasıflandırmasının değiştirilmesi genellikle “yeni bir talep” olarak kabul edilmez ve görev belgesinin sınırları dahilinde görülür. Benzer şekilde, asıl talebe bağlı faiz veya yargılama gideri gibi fer’i alacakların sonradan somutlaştırılması da kural olarak yasak kapsamında değerlendirilmemektedir.
MTK m. 10/D hükmü, tarafların tahkim yargılaması sırasında iddia ve savunmalarını değiştirebileceğini öngörse de, bu durumun gecikerek yapılması veya karşı taraf için haksız zorluk yaratması halinde hakemlerin bu değişikliğe izin vermeyebileceğini düzenleyerek ICC ile paralel bir hüküm getirmektedir.
Bu yasağın uygulanmasında hakem heyetleri, uyuşmazlığın nihai çözüme kavuşturulması ile yargılama disiplininin korunması arasında hassas bir denge kurmakla yükümlüdür.
4.3.2. Tahkim Süresinin İşlemeye Başlaması (ICC m. 31/1 ve MTK m. 10/B Farkı)
Tahkim hukukunda hakemlerin uyuşmazlığı karara bağlamak için sınırsız bir süreye sahip olmaması, yargılamanın makul sürede sonuçlanması ve hukuki güvenliğin tesisi açısından temel bir kuraldır. Hakem kararının belirlenen yasal süreler içerisinde verilmemesi, kararın iptali veya tenfiz talebinin reddi gibi ağır yaptırımlara yol açabilmektedir. Bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı hususu, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları ile 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) arasında yöntemsel farklılıklar arz etmektedir.
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları m. 31/1 uyarınca, hakem kurulunun uyuşmazlığın esası hakkında karar vermesi için öngörülen standart süre altı aydır. ICC sisteminde bu sürenin başlangıcı doğrudan görev belgesinin tekemmül etmesine bağlanmıştır. Buna göre altı aylık karar verme süresi, hakem kurulunun veya tarafların görev belgesine attıkları son imza tarihinden itibaren işlemeye başlar. Şayet taraflardan birinin imzadan imtina etmesi nedeniyle belge ICC Divanı tarafından onaylanmışsa, süre bu onayın Sekretarya tarafından hakem kuruluna tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar. ICC Divanı, hakem heyetinin gerekçeli talebi üzerine veya usulî zaman çizelgesindeki programı dikkate alarak bu süreyi re’sen uzatma yetkisine sahiptir.
4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) ise tahkim süresini ve başlangıcını farklı kriterlere dayandırmıştır. MTK m. 10/B uyarınca, taraflar aksini kararlaştırmadıkça, davanın esası hakkında karar verme süresi bir yıldır. Bu bir yıllık sürenin başlangıcı, tek hakemli davalarda hakemin seçildiği tarih, birden çok hakemli davalarda ise hakem kurulunun “ilk toplantı tutanağının düzenlendiği tarih” olarak belirlenmiştir. MTK sistematiğinde görev belgesinde tahkim süresinin başlangıcının belirtilmesi zorunlu bir unsur olarak sayılmış olsa da (m. 10/E), yasal sürenin işlemesi için teknik olarak ilk toplantı tutanağının düzenlenmesi esas alınmaktadır.
4.3.3. Hakem Kararlarının İptali ve Tenfizi Davalarında Görev Belgesinin “Usuli Güvence” Olarak Rolü
Milletlerarası tahkim yargılamasında görev belgesi, nihai hakem kararının hukuki sıhhatini koruyan ve yargısal denetim aşamasında bir “pusula” vazifesi gören en kritik usuli enstrümandır. Belge, hakem heyetinin yetkisinin sınırlarını, uyuşmazlığın kapsamını ve tarafların üzerinde mutabık kaldığı usul kurallarını kayıt altına alarak, iptal davası ve tenfiz aşamalarında mahkemeler için birincil referans kaynağı teşkil eder. Doktrinde bu yönüyle görev belgesi, tahkim yargılamasının “usuli anayasası” ve hakem kararının “sigortası” olarak nitelendirilmektedir.
Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) m. 15/A uyarınca açılan iptal davalarında görev belgesi, özellikle “yetki aşımı” ve “usule aykırılık” iddialarına karşı hakem heyetine ve taraflara geniş bir koruma alanı sağlar. Belgenin iptal davasındaki güvence rolü şu noktalarla somutlaşmaktadır:
- Görev belgesinde tarafların istemlerinin ve karara bağlanacak hususların net bir şekilde listelenmiş olması, hakemlerin yetki sınırlarını sabitler. Bu sınırlar dahilinde kalan bir hakem kararına karşı, hakemlerin yetkisini aştığı gerekçesiyle iptal davası açılması olasılığı neredeyse tamamen ortadan kalkar.
- Tahkim şartının geçersizliği veya hakem seçimindeki usulsüzlük gibi itirazlarını görev belgesinde dile getirmeksizin belgeyi imzalayan tarafın, daha sonra iptal davasında bu gerekçeleri ileri sürmesi dürüstlük kuralı (MK m. 2) ile bağdaşmamaktadır. Mahkemeler, görev belgesini “son irade beyanı” kabul ederek, zamanında yapılmayan itirazlar bakımından hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna varmaktadır.
- Hakemlerin görev belgesinde kararlaştırılan usul kurallarına (tebligat, delil sunumu, tahkim dili vb.) uygun hareket etmeleri, yargılamanın MTK m. 15/A/1-f uyarınca usulüne uygun yürütülmediği iddiasıyla iptal edilmesini engeller.
Tenfiz Aşaması ve New York Konvansiyonu Kapsamındaki Etkisi
Yabancı hakem kararlarının tenfizi sürecinde, görev belgesinin varlığı “tenfize elverişlilik” şansını önemli ölçüde artırmaktadır. New York Konvansiyonu’nun V. maddesinde yer alan tenfiz engellerinin büyük bir kısmı, titizlikle hazırlanmış bir görev belgesi ile yargılamanın başında bertaraf edilebilmektedir.
Görev belgesinde uyuşmazlığın tanımlanması ve tahkim şartının teyit edilmesi, hakem heyetinin yetkisiz olduğu veya sözleşme dışı bir konuda karar verdiği yönündeki tenfiz itirazlarını zayıflatır.
Hakem kararının, tarafların anlaşmasına veya tahkim yeri hukukuna aykırı olduğu iddiaları, görev belgesindeki usuli mutabakatın mahkemeye sunulması ile etkisiz hale getirilebilir.
Görev belgesinin bir “usuli güvence” teşkil etmesi, hakem kararının kamu düzenine aykırı olduğu veya uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığı gibi mahkemece re’sen dikkate alınacak durumları tamamen ortadan kaldırmasa da, yargılamanın şeffaf ve denetlenebilir bir zeminde yürütüldüğünün en güçlü kanıtı olarak kabul edilebilir.
SONUÇ
Milletlerarası ticari uyuşmazlıkların çözümünde birincil merci haline gelen tahkim yargılamasında “Görev Belgesi” (Terms of Reference), sadece usuli bir formalite değil, yargılamanın en başından itibaren hukuki güvenliği ve öngörülebilirliği tesis eden kurucu bir enstrümandır. Çalışmamızda detaylandırıldığı üzere, ICC tahkim usulünün en karakteristik unsuru olarak kabul edilen bu belge, tarihsel süreçte Fransız hukukundaki katılıkları aşmak amacıyla bir geçerlilik şartı olarak doğmuş; ancak günümüzde modern tahkimin “yol haritası” ve “pusulası” niteliğine bürünmüştür.² Belgenin uyuşmazlığın başında hem taraflarca hem de hakem heyetince müştereken imzalanması, onu tahkim hukukunda yer alan diğer usuli belgelerden ayırarak bir “mutabakat metni” statüsüne yükseltmektedir.
Görev belgesinin hukuki niteliğine ilişkin tartışmalar, belgenin hibrit yapısını ortaya koymaktadır. Doktrinde bir yandan “hakem sözleşmesi”nin somutlaşmış hali, diğer yandan ise yargılamayı sevk ve idare eden bir usul işlemi olarak tanımlanmaktadır. Özellikle ICC sistematiğinde zorunlu bir prosedür olarak öngörülmüş olması, tarafların iradelerini yargılamanın başında bir kez daha teyit etmelerine ve uyuşmazlığın sınırlarını netleştirmelerine olanak tanımaktadır. Türk hukuku bakımından 4686 sayılı MTK kapsamında bu belgenin düzenlenmesinin tarafların aksine anlaşmasına imkan tanınarak “ihtiyari” bırakılması, ICC’nin katı kurumsal denetimi ile kanun koyucunun irade serbestisine tanıdığı geniş alan arasındaki felsefi farkı yansıtmaktadır.
Çalışmamızın en kritik bulgularından biri, görev belgesinin “tadil edici” etkisidir. Doktrindeki ağırlıklı görüşe göre, kronolojik olarak tahkim anlaşmasından sonra gelen görev belgesi, tarafların uyuşmazlık sonrası en güncel iradelerini (lex posterior) temsil ettiğinden, asıl sözleşmedeki eksiklikleri giderme ve patolojik tahkim şartlarını tedavi etme gücüne sahiptir. Buna karşılık Yargıtay’ın, görev belgesini imzalayan vekillerde “tahkim anlaşması yapma ve değiştirme” hususunda özel yetki araması, Türk tahkim pratiği için aşılması gereken önemli bir engel olarak durmaktadır. Bu durum, uyuşmazlık boyunca sürece itiraz etmeyen bir tarafın, karar aleyhine sonuçlanınca vekilin yetkisizliğini ileri sürmesi şeklinde tezahür eden ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eden “hakkın kötüye kullanılması” riskini canlı tutmaktadır.
Usuli sonuçlar bakımından görev belgesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağını başlatmasıyla yargılama disiplinini sağlamakta ve hakemlerin yetki aşımı (ultra petita) iddialarıyla karşılaşmasını önleyecek bir bariyer görevi görmektedir. Karara bağlanacak hususların ve taleplerin net bir şekilde listelenmesi, nihai hakem kararının iptal davası ve tenfiz aşamalarında mahkemeler tarafından denetlenebilirliğini kolaylaştırmaktadır. Görev belgesinin imzalanmasıyla başlayan karar verme süreleri (ICC m. 31/1), tahkimin hız ve etkinlik vaadini somutlaştırmaktadır.
Netice itibarıyla; her ne kadar hantallaşma ve ek maliyet yaratma gerekçeleriyle eleştirilse de, görev belgesi milletlerarası tahkimin hukuki sıhhatini koruyan bir “sigorta” hükmündedir. Özellikle karmaşık ve çok uluslu uyuşmazlıklarda tarafları aynı usul zemininde buluşturan bu belgenin, teknolojik gelişmeler ışığında dijitalleşmesi ve elektronik imza gibi modern yöntemlerle entegre edilmesi, tahkimin geleceğindeki yerini daha da pekiştirecektir. Türk hukuku uygulamasında ise Yargıtay’ın temsil yetkisine ilişkin kısıtlayıcı yorumlarının, milletlerarası tahkimin ruhuna uygun olarak esnetilmesi, Türkiye’nin bir tahkim merkezi olma vizyonuna olumlu katkı sağlayacaktır.
KAYNAKÇA
AKINCI, Ziya; Milletlerarası Tahkim, 7. Baskı, İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2025.
- ARSLAN, Mahmut Sait; Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) Tahkim Mahkemesi Uygulamasında “Görev Belgesi”, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul: Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019.
- BİCAN, Buğrahan; “Milletlerarası Ticaret Odası Tahkimi, Görev Belgesi ve Usulü,” Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (KOSBED), S. 29, 2015.
ERDEM, H. Ercüment; Milletlerarası Ticaret Hukuku, 2. Baskı, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
- ERYİĞİT, Burak; “Uygulamada Görev Belgesi ve Usuli Zaman Çizelgesi,” Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt-3, Yay. Haz. Candan Yasan Tepetaş vd., İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023.
- ÖMEROĞLU, Ekin (Hacıbekiroğlu); “Milletlerarası Tahkim Hukukunda Görev Belgesi,” Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014 (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan).
- TAHKİM VE ARABULUCULUK OKULU; “26. Panel – Görev Belgesi ve Usuli Zaman Çizelgesinin Hazırlanması”, YouTube, 28.04.2021.
- TOSUN, Zelal Narçin; Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kuralları Uyarınca Görev Belgesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008.
- YENER KESKİN, Cansu; Milletlerarası Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023.
YEŞİLIRMAK, Ali; ICC Tahkim Kuralları ve Uygulaması, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2018.
